"Enter"a basıp içeriğe geçin

Cal Newport – Pür Dikkat Kitabından Önemli Gördüğüm Noktalar

Merhabalar,

Birkaç ay önce Twitter’da bir kitap görmüştüm. Cal Newport‘un Pürdikkat kitabı. Ciddi anlamda odaklanma problemleri yaşadığım bir dönemde karşıma çıkmıştı ve hemen gidip satın aldım. Henüz kitabı tam olarak bitirmiş değilim. Kitabı yarıladım ancak şimdiye kadar öğrendiklerimi hem tazelemek için hem de sizlerle paylaşmak için yazıyorum. Diğer yarısını okuduktan sonra bu yazıya bir güncelleme daha yapacağım.

Bu teferruatları geçip asıl konuya gelelim. Öncelikle kitaptan bir alıntıyla başlamak istiyorum, gerçekten çok acı bir şekilde tecrübe ettiğim ve benim için gerçekten çok şey ifade eden bir cümle:

Üretmezseniz, başarılı olamazsınız; ne kadar zeki veya yetenekli olduğunuzun hiçbir önemi yok.

Carl Newport

Gerçekten de üretmediğiniz zaman hiçbir şeyin bir anlamı kalmıyordu. Şöyle bir düşünelim, diyelim ki siz çok yetenekli ve zeki bir yazılımcısınız. Ortada bunu ispatlayacak bir projeniz, ürettiğiniz bir ürün olmazsa bunu insanlara nasıl kanıtlarsınız? Siz herhangi bir insan için bir şey üretmemişseniz o insanların gözünde yeteneğinizin veya zekanızın bir önemi var mıdır?

Üretmek gerçekten çok önemli. Sadece bireysel anlamda da değil, toplum, ülke, dünya adına gerçekten çok önemli ama bu mesele apayrı bir yazı konusu.

Üretmek için verimli bir şekilde çalışmamız lazım. Fark ettiyseniz çok çalışmamız lazım demedim, verimli bir şekilde çalışmamız lazım dedim. İşte bu kitapta asıl olarak bahsedilen mesele de tam olarak bu, verimli çalışmak. Cal Newport’un deyimiyle “Derin çalışmak”.

Bu kitap iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümde derin çalışmanın ne olduğundan, neden önemli olduğundan bahsediyor ve sizi derin çalışmaya ikna ediyor. İkinci bölümde ise derin çalışmanızı sağlayacak, derin çalışmanıza yardımcı olacak yöntemlerden ve kurallardan bahsediyor.

Bu yazıda ikinci bölümün üzerinde durmak istiyorum. Bahsi geçen kurallardan ve yöntemlerden kısaca bahsetmek istiyorum.

Kural #1 – Derinleşin

Bu bölümde derin çalışma ile alakalı birkaç farklı yaklaşımdan bahsediliyor. Kendimizi çevremizdeki dikkat dağıtıcı şeylerden soyutlayabileceğimiz çeşitli yollardan bahsediyor ve bunlardan bir tanesini seçmemizi istiyor. Bu yaklaşımları inceleyebiliriz teker teker.

Keşiş Yaklaşımı

Bu bölümde Cal Newport, Donald Knuth adında bir adamdan bahsediyor. Bu adam Stanford üniversitesinde hoca. Kendisinin en belirgin özelliği neredeyse tamamen kendini çevresinden soyutlamış olması. Burada bahsettiğim şey kesinlikle asosyallik vs. değil. Bu adamın geçtim sosyal medya hesaplarını, e-posta adresi bile yok. Sürekli kafasını meşgul edecek her şeyi hayatından çıkartmış. Kendisine ulaşmak isteyen insanlar için bir adres bırakmış ve bu adrese fiziksel postalar geliyor. Asistanı onun için gelen bütün postaları okuyor ve sadece önemli olan postaları kendisine iletiyor. Böylece hiçbir şekilde çalışma vakitlerinde dikkati dağılmıyor ve bölünmüyor. Derin çalışabiliyor. Bu yaklaşım bana gerçekten oldukça zor geliyor.

Çift Modlu Yaklaşım

Bu bölümde örnek olarak Carl Jung verilmiş (zaten kitabın başlangıcında da ilk olarak ondan bahsediliyor). Bu abimizin özelliği de şu; İsviçre’de Bollingen yakınlarında bir evi var ve sadece derin çalışması gerektiği zamanlarda bu eve gidiyor. Buraya geldiğinde gerçekten de kendisini bir önceki yaklaşımın örneği olan Donald Knuth gibi etrafındaki her şeyden soyutluyor ve derin çalışıyor. Ancak İsviçre’deki asıl hayatının bu diğer hayatıyla hiçbir ilgisi yok. Hatta Zürih’teki kahvehanelere de devamlı giden birisiymiş.

Özetlemek gerekirse eğer, gerçekten derin çalışmanız gerektiği zaman kendinizi çevrenizdeki her şeyden soyutlayıp sadece o anda yapmanız gereken işe vermeniz ve kalan zamanlarda normal bir şekilde hayatınıza devam ettiğiniz bir yaklaşım bu da.

Benim de en çok benimsediğim ve en çok uymaya çalıştığım yaklaşım bu.

Ritmik Yaklaşım

Derin çalışmaya başlamak o kadar da kolay değil. Ben çalışmaya başlıyorum dediğiniz anda 100% odaklı bir şekilde çalışmaya başlayamıyorsunuz maalesef. Bu yaklaşımın birincil amacı bu işi kolaylaştırmak. Cal Newport diyor ki:

… pürdikkat çalışmaya her defasında rahatlıkla başlayabilmenin en kolay yolu, bunu rutin alışkanlıklardan biri haline getirmek. Yani bu yaklaşımda amaç, bu alışkanlığı bir ritme  oturtarak, çalıştığınız konuda derinleşip derinleşmemeye veya bunun zamanlamasına karar verme aşamasını bertaraf etmek…

Burada bunu bir alışkanlık haline getirmeniz için yapabileceğiniz birkaç yöntemden de bahsetmiş. Bunlardan benim en beğendiğim yöntem zincir yöntemi. Kendinize bir takvim çıkartın ve derin çalıştığınız her gün için bu takvimdeki bulunduğunuz güne bir çarpı atın ve bu çarpılar zincirini kırmamaya çalışın.

Bu zincir meselesi hakkında Barış Özcan’ın da çok güzel bir videosu var. Onu da buraya koymazsam olmaz.

Bu şekilde motive edici materyaller veya ödül sistemi ritmik yaklaşıma ayak uydurmanıza yardımcı olacaktır.

Gazeteci Yaklaşımı

Bu yaklaşım gerçekten benim gözümde en zor yaklaşım ve yapabilenlere büyük bir hayranlıkla bakıyorum.

Bu yaklaşımda örnek olarak verilen kişi gazeteci Walter Isaacson. Gerçekten de çok ilginç bir abimiz.

Bu abimiz kitapta şu şekilde anlatılıyor. Yazarımızın amcası ile birlikte tatile çıkıyor ve bu sırada gördüğü şeyleri yazarımızın amcası, yazarımız Cal Newport’a anlatıyor. Kendisinin tatil sırasında boş vakit bulduğu zamanlarda hemen odasına çekildiğini ve çıkana kadar daktilo seslerinin asla kesilmediğini söylüyor. Yani bu abimiz daktilosunun başına oturduğu andan itibaren 1 saniye bile kesinti olmadan çalışabiliyor.

Bu yöntemimiz de bu şekilde, uygun bir vakit bulduğunuz anda direkt olarak çalışmaya başlıyorsunuz.

Ben bu yaklaşımı biraz uçuk buluyorum açıkçası. Gerçekten derin çalışma konusunda kendisini iyi geliştirememiş insanların bunu yapabileceğini sanmıyorum ki bunlardan birisi de benim.

Ritüelleştirme

Bu yaklaşımda asıl mesele şu: Derinleşmeye başlamanızı kolaylaştırmak için kendinize bir ritüel belirlemeniz isteniyor. Örnek olarak derin çalışmaya başladan önce 15 dakika yürüyüş yapmak güzel bir ritüel olabilir. Derin çalışmaya başlamadan önce bir bardak kahve yapıp masanızı silmek de olabilir mesele. Vücudunuza ve beyninize derin çalışmaya başlayacağınızın sinyallerini verecek herhangi bir şey olabilir. Burada belirleyeceğiniz ritüel için hiçkimse doğru veya yanlış diyemez ancak ritüelinizin etkili olması için şu sorulara mantıklı birer cevap vermesi gerektiğini söylüyor Cal Newport.

  1. Nerede ve ne süreyle çalışacaksınız?
    Bir ritüelin olmazsa olmazlarından birisi çalışılacak mekan ve sürenin belirlenmesidir. Derin çalışma için sürekli kullanabileceğiniz bir mekan olması oldukça iyidir. Bu mekan ofisiniz, odanız, mutfağınız ya da herhangi bir yer olabilir. Dikkat etmeniz gereken şey bu mekanı sürekli kullanabiliyor olmanızdır.
    Bir de ne kadar çalışacağınızı belirlemeniz gerekmektedir. Derin çalışmanın sadece belirli bir zaman aralığını kapsaması gerekmektedir.
  2. Çalışmaya başladıktan sonra nasıl devam edeceksiniz?
    Çalışmanızın düzenini bozmaması için belirlediğiniz ritüelin çeştili kuralları ve sınırları olması gerekmektedir. Burada çeşitli ölçütler belirleyebilirsiniz. Örneğin bir kitap yazıyorsanız 20 dakikada yazılan sözcük sayısı olabilir, belirli sözcük sayısının altına düşmemeye çalışabilirsiniz.
  3. Çalışmanızı nasıl takviye edeceksiniz?
    Beyninizin bir işe tamamıyla odaklanmasını sağlamak gerçekten çok zordur. Bu yüzden çalışmaya başladıktan sonra da beyninizin işlevini yitirmeyeceğini ve aynı tempoyla çalışabileceğini garantilemelisiniz. Bunu yapmanın çeşitli yolları vardır. Kahve içmek veya spor yapmak bu yollardan olabilir.

Eğer ritüeliniz bu soruları yanıtlayabiliyorsa etkili bir ritüel belirlemişsiniz demektir.

Radikal Yer Değiştirme

Bu kısımda örnek olarak karşımıza çıkan isim Harry Potter serisinin yazarı J.K. Rowling. Bu ablamız oldukça ilginç ve aslında birçoğumuz için abartı sayılabilecek bir şey yapmış. Harry Potter serisinin son kitabı olan Ölüm Yadigarları’nı bitirmeye çalışırken gerçekten odaklanma konusunda ciddi problemler yaşamış ve bu işi artık evinden yapamayacağını anlamış. Bu ablamız odaklanıp düzgün bir şekilde kitabını tamamlayabilmek için Edinburgh’un (İskoçya’nın başkenti) merkezindeki Balmoral isimli otele gitmiş ve orada bir süit tutmuş. Aslında oraya sadece bir günlüğüne gittiğini söyleyen Rowling o gün gerçekten çok iyi yazdığını fark edince kitabını orada yazmaya devam etmiş ve sonunda bitirebilmiş.

Balmarol Otel’in İskoçya’nın en meşhur otellerinden birisi olduğunu ve yazmak için de gerçekten mükemmel bir ortam sunduğunu söylüyor Cal Newport. Ayrıca burayı seçmesinin sebeplerinden birisinin de J.K. Rowling’in kitabında Hogwarts’ı betimlerken ilham aldığı Edinburgh Kalesi’nin yalnızca birkaç sokak ötesinde olmasının olabileceğini söylüyor.

Genel olarak baktığınızda buradaki örnek birçok insana oldukça uçuk ve gereksiz görünebilir ama burada şöyle bir nokta var. J.K. Rowling’in yaptığı bu şey gerçekten de pürdikkat çalışabilmek adına yapılabilecek en iyi şeylerden birisi. Bir işe gerçekten tüm dikkatinizi vermek isterseniz eğer yapmanız gereken şey bu iş uğruna hayatınızda gerçekten büyük bir değişikliğe gitmek olabilir. Bu denli büyük bir değişimi yaptığınızda üzerine yoğunlaşmak istediğiniz konu sizin gözünüzde gerçekten son derece değerli bir konuma gelecektir ve o işe verdiğiniz önem bir hayli artacaktır. Bu büyük değişikliklere en iyi örneklerden birisi de mekan değişikliğidir. Çalışma mekanınızı değiştirdiğinizde olanları bir gözden geçirelim. Ben bu örnekte kendimi ele alacağım.

Ben şu anda evden çalışıyorum. Uyandıktan sonra çalışma alanıma gitmem yaklaşık olarak 4 saniye sürüyor. Bu kitabı okuduktan sonra şunu düşünmeye başladım, bir ofis kiralayıp orada mı çalışsam acaba?

Ofis kiralarsam ne olacak bunlara bakalım şimdi de. Öncelikle fazladan masraflarım olacak, en kötü ihtimalle 1000 lira aylık giderim olacak sadece ofisim için. Bu ofise bu kadar para veriyor olmak benim daha odaklı bir şekilde iş yapmamı sağlayacak oldukça iyi bir itici güçtür. Bu arada konu paradan açılmışken söyleyeyim, J.K. Rowling tuttuğu bu oda için günlük 1000 dolardan fazla para ödüyormuş. Siz çalışabilmek için bu kadar büyük bir harcama yapmış olsaydınız bütün dikkatinizi işinize vermez miydiniz?

Tekrar benim örneğime dönelim. Ben evini gerçekten çok seven bir insanım. Evden uzakta kalmaya pek dayanamıyorum, aşırı derece özlüyorum evimi. Benim ofiste çalışmam,  evimden uzakta kalmam anlamına geliyor. Bu durumda ben ofiste geçirdiğim vakitte işlerime gerçekten derinlemesine odaklanıp mesaimi bitirip hemen eve gitmek isteyeceğim. Bu da benim pürdikkat odaklanıp çalışabilmem için oldukça mantıklı ve güzel bir itici güç.

Burada başlığımız yer değiştirmek ama buradaki asıl mesele yer değiştirmekten ziyade üzerine yoğunlaşmak istediğiniz iş için ekstra bir çaba göstermeniz. Bu ekstra çabayı gösterdiğinizde üzerine çalışmak istediğiniz konu sizin için çok daha önemli bir hale gelecektir.

İcraat Planı

Bu bölüm oldukça önemli gördüğüm bir bölüm. Bu bölüm kendi altında dört disiplin maddesinden ve birkaç alt başlıktan oluşuyor. Bunun bir de hikayesi var ancak bu hikayeyi anlatarak yazıyı uzatmak istemiyorum. Direkt olarak disiplin maddeleri ile başlayalım.

Disiplin #1: En hayati konu neyse ona odaklanın

Bu madde gerçekten son derece muazzam bir madde. Daha önce birçok videoda izledim ve birçok yazıda okudum, multitasking yani birden fazla işle aynı anda uğraşma olayı gerçekten de pürdikkat çalışmanın önündeki en büyük engellerden birisi. Ben bu maddeyi şu şekilde yürürlüğe soktum. Öncelikle tahtamın üzerine 5 adet satır oluşturdum ve bunların solunda sıra numaralarını yazdım. Not kağıtlarımı alıp üzerlerine gerçekten pürdikkat çalışarak yapmam gereken işleri yazıyorum. Bu işleri yazdıktan sonra kesinlikle kolaylığına veya zorluğuna göre değil, önemine ve aciliyetine göre sıraya sokuyorum (Eğer hepsi önemsiz ve acil olmayan işlerse zordan kolaya doğru gidiyorum). Daha sonra çalışma öncesi ritüelimi gerçekleştirip çalışmaya başlıyorum ve bir sayaç tutuyorum. Bu sayaç meselesinden sonraki maddelerde bahsedeceğim. Burada kilit nokta şu, ne olursa olsun, hiçbir koşulda elimdeki mevcut işin daha önceden belirlediğim kadarını bitirmeden başka bir işe asla ve asla ve asla ve asla bakmıyorum. Bunu bu kadar vurgulayarak söylüyorum çünkü son derece önemli.

Bu arada ilginç bulduğum bir fikri de sizlerle paylaşmak istiyorum. Tam olarak nerede duyduğumu veya okuduğumu hatırlayamıyorum ancak müzik dinlemenin de multitasking sayıldığını ve performansınızı ciddi bir şekilde düşürdüğünü okuduğumu/dinlediğimi hatırlıyorum.

Disiplin #2: Gözünüz kılavuz ölçütte olsun

Önünüze bitirilmesi gereken bir hedef koydunuz, yapacağınız işe karar verdiniz. Şimdi sırada bir kılavuz ölçüt belirlemek var. Yani başarılarınızı ölçmeniz gerekiyor. Bu dört disiplinin yapısında bu amaca yönelik iki ölçütümüz var. Bunlardan birisi artçı ölçüt ve diğeri de kılavuz ölçüt.

Artçı ölçütü kitaptaki örnekle açıklayalım. Örneğin sizin bir pasteneniz var ve sizin başarı ölçütünüz müşteri memnuniyeti. Bunu takip etmeniz uzun vadede yapılan bir iş. Müşteri memnuniyet raporu bir ay sonra elinize geçiyor ama şöyle bir durum var ki bu bir aylık süre içerisinde sizin performansınızda değişiklikler meydana geliyor. Raporlar, aslında sizin o anki performansınızın sonuçlarını yansıtmıyor. Bu şekilde sonuçların geriden geldiği ölçütlere artçı ölçüt diyoruz.

Şimdi kılavuz ölçütten bahsedelim. Kılavuz ölçütü direkt olarak performansınızla ilgili ölçütler olarak görebilirsiniz. Örneğin pürdikkat çalışarak harcadığınız toplam zaman sizin kılavuz ölçütünüz olabilir. Ben bu işte henüz yeni olduğum için açıkçası birazcık zorlanıyorum, günlük ortalamam 70-80 dakika civarında.

Bu maddede sizden istenen şey kendinize bir kılavuz ölçüt belirlemeniz. Ben bunu çalışma saati olarak belirledim, siz başka herhangi bir şeyi ölçüt olarak belirleyebilirsiniz.

Disiplin #3: Sağlam bir skor cetveli tutun

Bu dört disiplini direkt olarak ele alan bir kitaptan bahsediyor Cal Newport. Kitabın ismi: “4 disciplines of execution”. Bu kitabın yazarları şu şekilde bir cümle kullanmışlar ve benim oldukça hoşuma gitti.

Skor tutulduğunda insanlar oyunu çok daha farklı oynarlar.

Bu bölümde kısaca şunu söylüyor, gerek bireysel olarak gerekse de kurum içerisinde bir skor tabelası hazırlayın ve bunu herkesin görebileceği bir yere koyun. Bunu yaptığınız zaman insanların odak noktası kılavuz değerler olacaktır.

Kendimi örnek verebilirim bu konuya. İçerik girmem gereken siteler konusunda ben de skor tutuyorum. Kaç dakika boyunca başka hiçbir şeyler ilgilenmeden içerik girdiğimi not alıyorum her seferinde ve her gün bunu artırmak için çalışıyorum. Veyahut bu ölçütü dakika olarak değil de girdiğim içerik sayısı olarak da değiştirebilirim. Konumuz bu değil, burada konumuz skor tutmanın önemi. Ben skor tutmaya başladığım günden beri neredeyse her gün bir önceki günün skorunu geçmeye çalışıyorum. Çalışmaya motive olmam için gerçekten güzel bir itici güç oluyor bu skor tablosu.

Disiplin #4: Düzenli bir icraat takvimi tutun 

Çalışıp puan tutmanız güzel bir şey ancak tek başına yeterli değil. Bu da onun bir sonraki adımı. Kendinize haftalık/aylık/yıllık hedefler koyun ve vakitleri geldiğinde kendi kendinize veya ekibinizle bir toplantı yapın. Örneğin her haftanın başında veya sonunda ne yapmamız gerekiyordu ve ne yaptık diye sorgulayın. Eğer her şey yolundaysa kendinizi/ekibinizi tebrik edin. Eğer bir şeyler yolunda değilse, beklenenden daha düşük bir performans sergilenmişse bunun sebebini araştırın ve kökünden çözmeye çalışın.

Bu toplantılarda herkesin skor cetvellerini getirmesi ve bu skorları artırmak için neler yapması gerektiğini düşünmesi ve bunun için plan yapması da güzel bir hareket olabilir.

—————- BURADAN SONRAKİ KISIM HENÜZ TAMAMLANMAMIŞTIR. ————-

Son Güncellenme Tarihi: 18.06.2018 – 04.35

Aylaklık Hakkı

Bu bölümde bahsedilen şey kısaca şu: Sadece çalışarak kimse bir yere varamaz, arada dinlenmek de lazım. Nasıl dinlenmeliyiz ve dinlenmenin sınırı ne olmalı gibi soruların cevapları da bu bölümde.

Bu kısımda Tim Kreider adlı bir karikatüristten güzel bir alıntı yapılmış. Bunu sizinle paylaşmak istiyorum.

Aylaklığı insanın kendini şımartması, tatile çıkması ya da zaafı olarak göremeyiz; bedenimiz için D vitamini neyse beynimiz için de aylaklık odur, yani zaruridir ve D vitamini eksikliğinden kaynaklı kemik hastalıkları iskelet yapımızı nasıl deforme ediyorsa aylaklıktan mahrum kalan beynimiz de aynı şekilde zihinsel deformasyona uğrar. (…) Belki garip gelecek ama herhangi bir işi başarıyla yerine getirmek için aylaklık elzemdir.

Tim Kreider

Bu konuda Tim abimize sonuna kadar katılıyorum. Sınırlarını bildiğimiz ve aşmadığımız sürece aylaklık hakkımızdır ve hayati öneme sahiptir. Yine kendimden örnek vermek istiyorum. Kendi işini kurma çabalarında olan bir insan olarak 7/24 çalışıyordum (çalıştığımı sanıyordum). Hayatımda işimden başka hiçbir şeye zaman ayıramıyordum. Bu hem beni mutsuz ediyordu hem de (o zamanlar fark etmemiş olsam bile) çalışmama engel oluyordu. Sürekli bilgisayar başında olduğum için artık bıkmıştım, bilgisayar sürekli beni itiyordu. Çalışma isteğimi yok etmişti. Dolayısıyla işleri sıkıla sıkıla yapıyordum ve bu da verimliliğimi düşürüyordu. Daha sonra pazar günleri bilgisayar açmamaya başladım. Dışarı çıkıyordum, arkadaşlarımla buluşup sinemaya gidiyor, bilardo oynuyordum. Eve döndüğümde kitap okuyordum vs… Bunları yapmak beni deşarj ediyordu ve beynimi rahatlatıyordu. Tekrar işe döndüğüm zaman mutlu ve motivasyonu yüksek bir şekilde işe dönüyordum.

Size de bunu tavsiye edebilirim. Eğer bilgisayar başında çalışan biriyseniz mutlaka haftada bir gününüzü tamamen bilgisayardan uzak geçirin. Bir saniyeliğine bile açmayın. Dışarı çıkın, arkadaşlarınızla gezin dolaşın. Eğer arkadaşınız yoksa birkaç arkadaş edinin.

Şimdi tekrar kitaba dönelim. Kitapta bu aşamada molanın neden gerekli olduğundan bahsediyor. Bu başlıkları ve altında yatan fikirleri kısaca anlatacağım.

Gerekçe #1: Mola zihni açar

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir